''Aziz Valentine günü'' idi , geldi oldu ''Aziz Yıldırım günü''. Aslında ''Aziz Yıldırım günü''nden ziyade daha çok Fenerbahçe günü bizim için. Fenerbahçelinin günü. Sevgililerin günü. Fenerbahçe Başkanı'nın davası = Fenerbahçe'nin/Fenerbahçelinin davası artık diyerek çıktık yola.
Soğuk ve rüzgarlı bir Şubat sabahı , zaman zaman devam eden kar yağışı yer yer tepecikler oluşturmuş. Pencerenin kenarından rüzgarın sesi duyuluyor , panjurdan gelen tıkır tıkır sesler odadaki sessizliği bölüyor. Daha kaloriferler yanmamış evde. Battaniyenin altından çıkınca o ürpertiyi hissediyorum. Okuyunca bile insanın içi üşüyor değil mi? Haydi alın sıcak çaylarınızı gelin sizde. Silivriye gidiyoruz, duruşmaya , nöbete ! Aziz Başkan'da orada , Cemil Turan'da , Şekip Mosturoğlu'da... Saat 5 ' te Salı Pazarı'nda toplanılacak. Saat 5 diyorum he , sabah bile değil , gece. Hava zifiri karanlık. Otobüsler eski Salı Pazarı'nda bekliyor , Kadıköyde. Münferit arabalarda otobüslerin peşinden büyük konvoya oradan başlayacaklar. Mahmutbey gişelerinde Avrupa yakası katılacak , durmadan Silivri'ye kadar gidilecek topluca. Plan bu. Konvoycuların içinde doktoru var , avukatı var , emekli askeri var , tüccarı var , öğrencisi var hemde gırla , işinde gücünde insanlar hepsi. Otobüslerin içine bakıyorsun bir tane ıvır zıvır şahsiyet yok. Bu kadar adamı karşılıksız olarak başka hangi oluşum , hangi sevgi Şubat ayında , sabahın 5inde bir araya getirebilir ?
Çoğu kişiye mantıksız gelebilir. Abartılı da gelebilir. Büyük saygı duyarım. Herkesin ilgisini yönelttiği çeşitli alanlar vardır. Kimi bir sanatçının hayranıdır. Nereye gitse konserlerinde peşinden koşar , çıktığı gün albümünü alır , odasını postlerleri süsler , hep hayalinde o vardır. Kimi ise bir siyasetçiyi izler. Miting miting gezer. Kimileri NBA'in çılgınıdır . Gecenin 4ünde kalkıp maç izlerler. Kimi F1'in, dünyanın bir ucuna yarış izlemeye giderler ki bizzat canlı şahidiyimdir bu olayın Kurtköy'deki F1 pistinde... Velhasıl , sabahın köründe esneye esneye uykulu gözlerle sarı-laciverte bürünüp Salı Pazarına gelmiş bu adamlarında , benimde olayımız bu , böyle mutluyuz. Yoksa oradaki pek çok insan dünya üzerinde neler neler görmüştür ? Ama eminim bu kadar mutlu olmamıştır. Neticede olayın kaynağı , çıkış noktası ''aidiyet'' duygusu. Ve bu da Fenerbahçe taraftarında yoğun miktarda mevcut. Bir Fenerbahçe taraftarı için , Kadıköy'de bahar ayında bir maç günü Caddede elinde bira bir sağa bir sola etrafa baka baka tezahuratlar yapmak , Nou Camp'ta dünyanın futbol mabedinde koltuğuna kurulup maç izlemeye tercih edilir . Bu böyledir. Neyse uzatmayalım neticede bilen bilir , böyledir bizim sevdamız.
14 Şubatta da beklenen oldu. Aslında Fenerbahçe taraftarı şaşırmadı bu sevgi seline , bende şaşırmadım ama medya ve diğer takım tarafları çok şaşırdılar Silivri'deki kalabalığa. Haberler , gazeteler yıkılıyordu. Diğer İstanbul takımlarının stadlarında yakalayamadığı kalabalığı Fenerbahçe taraftarı İstanbul'un diğer ucu Silivri'de yakaladı. Hemde çadırda. Sabahın köründe. Çamur içinde. Şubat ayında. Üstüne sevgililer gününde. Haftaiçinde , iş gününde.
![]() | |
| Eee bu ironik durum mizah dergilerine de konu oldu tabi. |
Sadece Salı Pazarından 100'den fazla münferit araç ve 22 otobüs kalktı. Onlara Mahmutbey gişelerinde kaç otobüs ve araç katıldı bilmiyorum . Bireysel gelenler var , işten izin alıp gelenler var , yetişemeyenler var , Silivri'den gelenler var , Tekirdağ var , Edirne var . Var oğlu var.
Konvoy Silivriye vardığında ortaya bu manzara çıkıyor ,
Muazzam bir manzara... Düşünün bu fotoğrafta sadece Salı Pazarından kalkan otobüslerin bir kısmı var, münferit araçlar yok bu karede bağımsız gelenler yok , başka illerden gelenler yok ve bu insanlar maça gitmiyorlar. Bambaşka bir müsabakaya, daha önce görülmemiş bir müsabakaya Metris deplasmanından sonra , Silivri deplasmanına gidiyorlar.
O gün hava 2 derece. Dondurucu. Sabahın köründe evlerden çıkıp Silivri'nin yolunu tutuyoruz. Yol bitmek bilmiyor. Herkesin içinde tatlı bir heyecan ' acaba nasıl olacak ? ' Bir Allahın kulunda mırıldanma , serzeniş yok. Herkes gönüllü. Sınavım olsa gitmem yeminle.
Biz konvoyla gitmedik , Yenibosna Metro'dan münferit gittik. Zaten otobüstede bizim gibi Silivri Ceza İnfaz Kurumu'na gidenler vardı. Silivri'de terminalde indik. Oradan minibüslerle Silivri Ceza İnfaz Kurumu'na geçtik. İlk sürpriz minibüste oldu. Bir ağabey. Ağabey diyorum çünkü amca diyemeyecek kadar genç. Dede demek zaten hakaret . Yaşı sadece 82. Benden yalnızca 62 yaş büyük. Abartılacak bir durumda yok hani , 62 yaş alt tarafı.
Minibüs'e yürüyor , dizleri tuta tuta , elinde baston Fenerbahçesine geliyor.
- 'Dedeye yer açın! ' bir ses yankılanıyor minibüste. Hemen kalkıyorum. Herkes etrafına bakınıyor , aynı şaşkınlık.
Terminalden aynı minibüse bindik. Bu fotoğrafı da gizli gizli çektim
kolumla vücudumun arasından , dayanamadım. Gerçi anlamıştım ağabeyin bu günün
adeta simgesi olacağını zaten akşam eve geldiğimde de herkesin dilindeydi. Çadırları ziyaret etti. Herkesle sohbet etti.
Haberlerdede yerini almış. http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/19915954.asp
Haberlerdede yerini almış. http://www.hurriyet.com.tr/spor/futbol/19915954.asp
Onu görünce zihnimde bu karikatür belirdi aniden . Bu karikatürü bir gün canlı yaşayacağımı hiç düşünmezdim. Bunu çizen karikatürist sanki davanın ilk günlerinde bu günleri görmüş.
Yüzünde yılların getirdiği bir yorgunluk vardı ama umutlu gözüküyordu.
Başı dikti. Boynuna atkısını da almış , bizim yanımıza gelmiş.
- 'E be ihtiyar , senin bu yağmurda çamurda buralarda ne işin var ?' diyoruz . Ama içimizden. Bu soruyu ona sorabilecek babayiğit var mıdır ? Öyle vakur bir duruşu var ki soruyu sorsak bastonu kafaya yiyeceğiz. Sohbet arasında zaten dede (pardon ağabey) cevabını veriyor biz sormasak bile ,
- 'Eee evladım. Fenerbahçe bu! Şakası olmaz bunun.'
Minibüsteki herkes şaşkın ama gururlu gözlerle bakıyor ağabeye. Fenerbahçe bir kez daha şaşırtıyor. Ama bizleri değil diğerlerini gerçi onlar şaşırmaya alışkın , yadırgamamışlardır.
Yaklaşıyoruz iyice. Yaklaştıkça peş peşe dizilmiş münferit arabalar. Hepsinde bayraklar , atkılar var. Konvoyun hepsini geçtikten sonra iniyoruz. İşte burası o meşhur Silivri Ceza İnfaz Kurumu. Aziz Başkan'da burada. İlerleyince ileride beyaz büyük çadırlar. Ergenekon tutuklarının nöbetini tutanların çadırının yanında dev bir çadır daha. Üzerinde kocaman sarı lacivert bayrak ve pankartlar var. 'Sana kalkan ellere kalkan olacağız' yazıyor. Yanındaki çadırda Atatürk portresi. Tam bir direniş havası hakim. Kamp kurulmuş bile. Öğreniyoruz ki bir grup konvoydanda önce gidip orada sabahlamış. Gözlerin altları şiş , ellerde çay , sesler kısık. Dayıların Fenerbahçelilik ayarlarıyla oynamışlar :) 80lerin tayfası belli. Sabahlamaya alışkınlar. Kim bilir gece ne anılar dönmüştür çay eşliğinde ? Aradan kaç yıl geçmiş , saçlara kar yağmış , belki çoluk çocuğa karışmış pek çoğu ama aynı heyecan. Yıllar sonra bir sabahlama daha. Ama bu sefer Dolmabahçe'ye değil , gençken hiç tahmin etmeyecekleri bir yere. Anlaşılan uzun bir gece geçmiş tezahuratlarla , anılarla , arada futbol muhabbeti , gırgır , şamata. Sabahlanacağını bilsem giderdim valla , o ortam çok başka , heryerde bulunmaz benden demesi . Sabah Ali Koç Çadıra ziyarete geliyor. O da bizden biri. Fenerbahçe diyince gözleri parlıyor. Ali Koç' u seviyorum. Çünkü o da menfaat beklemeden en az benim kadar seviyor Fenerbahçe'yi belki içindeki heyecan benden bile fazla. Heryerde.
- 'E be ihtiyar , senin bu yağmurda çamurda buralarda ne işin var ?' diyoruz . Ama içimizden. Bu soruyu ona sorabilecek babayiğit var mıdır ? Öyle vakur bir duruşu var ki soruyu sorsak bastonu kafaya yiyeceğiz. Sohbet arasında zaten dede (pardon ağabey) cevabını veriyor biz sormasak bile ,
- 'Eee evladım. Fenerbahçe bu! Şakası olmaz bunun.'
Minibüsteki herkes şaşkın ama gururlu gözlerle bakıyor ağabeye. Fenerbahçe bir kez daha şaşırtıyor. Ama bizleri değil diğerlerini gerçi onlar şaşırmaya alışkın , yadırgamamışlardır.
Yaklaşıyoruz iyice. Yaklaştıkça peş peşe dizilmiş münferit arabalar. Hepsinde bayraklar , atkılar var. Konvoyun hepsini geçtikten sonra iniyoruz. İşte burası o meşhur Silivri Ceza İnfaz Kurumu. Aziz Başkan'da burada. İlerleyince ileride beyaz büyük çadırlar. Ergenekon tutuklarının nöbetini tutanların çadırının yanında dev bir çadır daha. Üzerinde kocaman sarı lacivert bayrak ve pankartlar var. 'Sana kalkan ellere kalkan olacağız' yazıyor. Yanındaki çadırda Atatürk portresi. Tam bir direniş havası hakim. Kamp kurulmuş bile. Öğreniyoruz ki bir grup konvoydanda önce gidip orada sabahlamış. Gözlerin altları şiş , ellerde çay , sesler kısık. Dayıların Fenerbahçelilik ayarlarıyla oynamışlar :) 80lerin tayfası belli. Sabahlamaya alışkınlar. Kim bilir gece ne anılar dönmüştür çay eşliğinde ? Aradan kaç yıl geçmiş , saçlara kar yağmış , belki çoluk çocuğa karışmış pek çoğu ama aynı heyecan. Yıllar sonra bir sabahlama daha. Ama bu sefer Dolmabahçe'ye değil , gençken hiç tahmin etmeyecekleri bir yere. Anlaşılan uzun bir gece geçmiş tezahuratlarla , anılarla , arada futbol muhabbeti , gırgır , şamata. Sabahlanacağını bilsem giderdim valla , o ortam çok başka , heryerde bulunmaz benden demesi . Sabah Ali Koç Çadıra ziyarete geliyor. O da bizden biri. Fenerbahçe diyince gözleri parlıyor. Ali Koç' u seviyorum. Çünkü o da menfaat beklemeden en az benim kadar seviyor Fenerbahçe'yi belki içindeki heyecan benden bile fazla. Heryerde.
Ben çadırdan içeri girdiğimde FBTV kliplerinin son dönemdeki fenomen türküsü söyleniyordu , kısık bir ses yükseliyor , Zülfü Livaneli'den; duyan duysun , bilen bilsin böyledir bizim sevdamız diyorlar ,
Sonra yeterli güç toplandıktan sonra hep beraber dışarı çıkılıyor. Çadırda sobaların ısıttığı bünyeleri bu kez Silivri'nin çorak arazilerinde yankılanan Fenerbahçe sesleri ısıtıyor. Fabrika dumanı gibi buhar çıkıyor ağızlardan her hecede. Tezahuratlar gırla. Avukatlardan öğreniyoruz ki sesimiz mahkeme salonunda yankılanıyormuş. Askerlerle şakalaşmalar , onlara ikramlar. Polis olsa öyle mi olurdu ? Polisin Bağdat Caddesinde , Metris'te , Taksim'de olan tutumundan sonra asker gözümüzde iyilik meleği gibiydi. Türk askerinin çeşitli şer odaklarınca o kadar iftiraya , karalamaya rağmen hala gönüllerde olmasının açıklaması tam olarak buydu işte. İnsanlar 'bizim askerimiz' diyerek sevgi gösterisinde bulunuyorlar , en ufak bir sürtüşme yok. Her iki tarafta birbirini biliyor , anlıyor. Bunlar ne kadar güzel duygular . Mavililerle asla yakalanamayacak bir duygu yoğunluğuydu bu. Arada işin olmazsa olmazı basına sataşmalar oldu. Sonra çok geçmeden ayrıldık biz. Çünkü 14 Şubattı. Gitmemiz gereken bir yer daha vardı. :)
Dönüş yolunda yine her yer sarı lacivert.Otobüslere yürürken bir okulun önünden geçiyoruz. Silivri Ceza İnfaz Kurumu'na çok yakın hatta neredeyse bahçeleri bitişik. Bu seferde gencecik Fenerbahçeliler. Atkılarını giymişler teneffüste tellere koşuyorlar.
-Abi duydunuz mu? Fener , Fener diye bağıran bizdik.
Heyecandan nefes nefeseler. Gözleri yerinden çıkacak.
Taraftarlar tellerin arkasından çocuklarla sohbet ediyor. Atkı , forma hediye ediliyor. Karşılıklı sarı-lacivert çekiliyor. Ulan onlar bizden hevesli çıktı iyi mi ? Biz yoruluyoruz , kopiller 'bağırmayan cimbomlu' diyor , devam ediyor . Kim bilir nasıl hava basmışlardır okulda ? O gün onlardan gururlusu yoktur. Etrafı çorak arazi olan , yakınında hiçbir şey olmayan okullarının yanıbaşına bir gün , gönül verdikleri Fenerbahçenin tribünü gelip kamp kuracak heee. Rüyalarında görseler inanmazlardı herhalde.
Otobüsler tek tek kalkıyor. Artık ayrılma zamanı. Dönüşte konvoy yok , dolan gidiyor , dolan gidiyor. Herkes yorgun ama görevini yapmış olmanın verdiği rahatlıkla huzurlu. Zaten otobüsün yarısından fazlası yorgunluktan uyuya kalmıştı koltuklarında. Otobüsten yolda indik , geri kalanlar Kadıköy istikametinde yola devam etti. Böylece bizim için 'Silivri Nöbeti' tamamlanmış oldu.
O gün bana Fenerbahçeliliğin basit bir spor kulübü taraftarlığından çok daha fazlası olduğunu gösterdi. Daha doğrusu biliyordum ve bu olay ispatladı. Anladım ki , hangi şart altında olursa olsun , ne kadar uzak olursa olsun bırakın spor müsabakalarını mahkemelerde , hapishanelerde bile Fenerbahçe yalnız kalmıyor ve kalmayacak inşallah. Dünya üzerinde hemen hemen her spor branşında mücadele edip şampiyonluklar kazanıp , üstüne yargıyla , medyayla , bürokrasiyle bu denli çarpışan başka bir spor kulübü ve taraftarı var mıdır ? Bu denli psikopatça sahip çıkılan başka bir spor kulübü var mıdır? Ve bunun ne başarıyla ne kupayla nede başka birşeyle ilgisi var. Neyle ilgisi var peki ? İşte onu bende bilmiyorum. Artık tek bildiğim 'Fenerle kimse başa çıkamaz' mottosunun sıradan , kuru kuruya bir söz öbeği olmadığı.
Fenerbahçe umuyorum(biliyorum) gelecekte çok daha başarılı olacak. Ve bizler o günler geldiğinde tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi Fenerbahçe'nin en başarısız en zor günlerinde yanında olduğumuz anları , belkide bir çoğumuzun bir daha hayatı boyunca uğramayacağı(Allah düşürmesin) 19 Temmuz Dünya Fenerbahçeliler gününde Metris hapishanesinin önünü ,14 Ağustos Taksim mücadelesini , efsanevi 12 Temmuz Bağdat Caddesi eylemini ve Boğaz köprüsünü kapatma çabalarını (normal insan davranışı değil biliyorum) , Shaktar maçında güvenliklerin koridora kaçışını , basın tribununun korkudan bulunduğu yeri terkedip apar topar çıkmasını , numaralının basın tribününe girip Aziz Yıldırım posteri açmasını , ilk spor kulübü mitingi olan 25 Aralık Fenerbahçe Mitingini ve bu günü 14 Şubatı , çamur deryası içindeki çadırları , bu dayanışmayı tebessümle hatırlayacağız. Bir çoğumuz çocuğuyla hatta torunuyla geleceğin başarılı Fenerbahçesini konuşurken , bu günleri yad edip ,
- 'Yaaa evlat... Bende oradaydım ! En kötü gününde Fenerbahçe'nin yanındaydım!' diyeceğiz gururla.
Son olarak gelecek eylemimiz , 20 Şubat büyük Çağlayan savunması. Bütün takım orada olacak e tabi bizde :) İşte orada Fenerbahçe iddia makamı olacak , son sözü söyleyecek.
O gün görüşmek dileğiyle...






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder